Dertten tasadan uzaklaş

18 Ağustos 2017
C-e_k8eXsAAoqZw.jpg
Sürekli bir sıkıntı sarmalı içinde yaşıyor ve zaman zaman içinden nasıl çıkacağınızı bilmiyorsanız, olayları akışına bırakmayı deneyin. Elbet bir an gelir ve su akar yolunu bulur.

Bir düşünün, günlük hayatta en çok nelere sinirleniyorsunuz? Bu elbette kişilik yapısına ve önemsenen konulara göre değişkenlik gösteriyor. Bazıları eşinin anlayışsızlığına sinirlenirken, bazıları patronundan azar işiteceği endişesiyle tıkanan trafiğe kızabiliyor. Ama birçok kişinin ortak sorunu; anlaşılmama, istediği şeylere ulaşmasının engellenmesi ve haksızlığa uğrama duygusu oluyor. Buna ekonomik koşullar, siyasi olaylar, kişisel hırslar, kayıplar da eklenince insanoğlu stresten pek fazla kaçamıyor.
Çevrede kişiye sıkıntı ve stres yaratan bunca farklı etken varken, bunlarla başa çıkmak da her zaman mümkün olmayabiliyor. “İnsan biyopsikososyal canlıdır. Yani genetik yönleri ve kişiliği kadar, çevre ve sosyal olaylar da psikolojik yapısında söz sahibi olur” diyen Psikiyatrist Yrd. Doç. Dr. Emre Tan, şöyle devam ediyor: “Dış dünyada yaşanan olumsuz olaylar, hayatında kurduğu dengeyi bozup sarsarak kişide stres oluşturuyor. Bunun düzeyi ise söz konusu olumsuz olaylara tepki olarak, ne kadar değişmesi ve uyum sağlaması gerektiğiyle yakından ilgili. Çoğu zaman kişi durumun üstesinden gelebilse de bazen psikiyatrik yardım alması da gerekebiliyor.”

SAĞLIĞI DA OLUMSUZ ETKİLİYOR
Post travmatik veya akut stres bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlıklar, adından da anlaşılabileceği gibi doğrudan
 stresle ilişkili. Bunlara ek olarak anksiyete bozuklukları, panik atak veya depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıkların oluşma nedenleri arasında da stres başı çekiyor. Stres, yaşam kalitemizi bozduğu kadar uyku düzeni ve cinsel sağlığı da derinden etkiliyor. Bununla beraber kişide ruhsal sıkıntılara, fiziksel rahatsızlıklara yol açıyor. Bazı hastalıkların başlamasına, bazılarının ise daha uzun ve ağır seyretmesine neden oluyor. Hatta dozu fazla, süresi de uzunsa bu durum yaşam kaybı riskini artırabiliyor. Stresin bağışıklık sisteminde bozulmaya neden olarak viral ve bakteriyel enfeksiyonlara yatkınlığı artırdığını belirten Yrd. Doç. Dr. Tan, “Bu tablo, vücutta en çok sindirim sistemi organlarında tahribata yol açıyor. Ağız ve dudakta uçuk ve aftlar, mide ülseri, bağırsak hassasiyetleri genellikle stresle ilişkileniyor. Buna ek olarak egzama, sedef veya kurdeşen olarak bilinen deri rahatsızlıklarında da ana etken stres olarak belirtiliyor” diyor.

Stresin oluşturduğu enerji kaybını azaltarak, mücadele edebilmek için kişiyi harekete geçiriyor. Ortaya çıkan zihinsel meşguliyete bağlı olarak dikkat ve konsantrasyon sorununu azaltıyor. Karamsarlık, umutsuzluk duygusu, içe çekilme ve yalnızlaşmayı azaltarak kişinin sosyal destek mekanizmalarına ulaşmasını kolaylaştırıyor. Stresin oluşturduğu uyku ve iştah sorunlarını düzenliyor” diyor.

Pek çok rahatsızlıkta olduğu gibi stresle baş etme konusunda da antidepresanların bilinçsizce kullanılmaması gerekiyor. Mutlaka psikiyatrist kontrolünde, hastanın kişilik yapısına ve sosyal çevresine uygun psikoterapi yöntemleriyle birlikte alınması önem taşıyor. Stres ve sıkıntıların nedenlerinin tespit edilip, kişinin hayat karşısında denge ve uyum yeteneklerini geliştirmesine yardımcı olunması gerekiyor. Sorunsuz bir hayat beklentisinin değiştirilerek, baş etme becerilerine ağırlık verilmesi önem taşıyor.

BİRAZ KADERCİ OLMAK GEREKİYOR!
Aile, sosyal ya da iş çevremizde bize sıkıntı yaratan durumlar olduğu aşikar! Bunlar bizi hem bedenen hem de ruhen çepeçevre sarmalamış, adeta kıskaca almışken neden kendimizi bu denli zorluyoruz, hiç düşündünüz mü? Belki de prangalarımızdan kurtulmamız,
bizi sıkan kementleri gevşetmemiz gerekiyordur. Olayları akışına bırakmak da pekala bir çözüm
yolu olabilir! Ama bunu yaparken biraz kaderci olmak, geleceğe
dair hedef ve isteklerimizden vazgeçmemiz gerekir mi? Yrd. Doç. Dr. Tan, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Toplumumuzda yaşanan olaylara kaderci yaklaşmak, özellikle kontrolün kendinde olmadığı durumlarda olayları bir sınama, test olarak değerlendirmek stres düzeyini azaltıyor. O an işler yolunda gitmese, bazı sıkıntılar ve çileler çekilse de en sonunda kendi için olumlu sonuçlar doğuracağı inancı kişiyi rahatlatıyor. Fakat kader anlayışını, kişinin kendi geleceği hakkında hiçbir denetimi olmadığı şeklinde yorumlaması hem fiziksel hem vicdani tembelliğe yol açıyor. Düşünce ve davranışlarıyla, olumlu-olumsuz sonuçlar yaratabileceğini bilmesi gerekiyor. Yalnızca her zaman istediğini yapamayacağını, bunların hem dış etkenlerle hem kendi eksiklikleriyle ilgili olduğu düşüncesiyle yüzleşmesi önem taşıyor. Yani insan eksikliğini ve yetersizliğini makul hale çevirirken, kaderci bakışı yararlı olabiliyor.”

© 2019 Deniz Aldan | Powered By Crayon